20 Haziran 2015 Cumartesi

Yozgat Gelin kayaları söylencesi



Yozgat

Gelin kayaları söylencesi
Zamanın birinde Cehrilik yakınlarında ki bir köyde güzeller güzeli bir kız yaşamaktadır.Kızın güzelliği dillere destan olmuştur.Hergün bir çok delikanlı onu görmeye gelmektedir.Bir gören bir daha köyden ayrılmamaktadır.Gelenler arasında ağa oğulları beyler de vardır.Kıza ağırlığınca altınlar ,köşkler,sürüler teklif ederler.Ama kız hiçbirini kabul etmez.Kız yoksul bir delikanlıya gönül vermektedir.Ailesi bu sorunu çözmek için kızı bir an önce evlendirip sevdiğine vermek istemektedir.Kısa zamanda hazırlıklar yapılır,düğün kurulur.Haber her tarafa yayılır.Herkes hayret eder hele de kızın sevdiğine verilecek olması herkesi memnun eder.Bir ağa oğlu ise bunu bir türlü kendine yedirememektedir.Çok zengin olmasına rağmen kızı alamamaktadır.Öyle ise onu başkasına da yar etmemeye karar verir.Hemen haber gönderip düğünün durdurulmasını ve kızın kendisine verilmesini ister.Kızın babası ise zorla güzellik olamayacağını artık beyin de bu işi kabullenmesi gerektiğini söyler.Ağa oğlu büsbütün hiddetlenir ve gelin alayı köyden ayrılıp Cehrilik'in kuzey sırtlarına vardığında yolu keser.Alaydakilerin tümü öldürülür.Güzel kız olanları görünce durumun umutsuzluğunu kabullenir.Ellerini kaldırıp "Tanrım beni bu haydutların eline bırakma ya taş et ya kuş" diye yakarır.Sözü biter bitmez de taş olur.
O günden beri bu kayacıklarda gelincik çiçekleri açar.Cehrilik yakınlarındaki keltepe'yi aşanlar boynu bükük kaya gelini ve hörgüçlü develeri andıran kaya dizisini görebilir.
Düldül izi söylencesi
Cehrilik 'in üst başından doğup geniş  bir yatakta akışını sürdüren gümüş renkli suya yörede Düldül özü denir.Düldül Özü'nün kıyısından yarım saat yürüyünce dik bir yamacın başında iki metre genişliğinde ,bir o kadar da yüksek bir çınko kaya ile karşılaşılır.O kayanın dibinde adam sığacak büyüklükteki oyuktan da pırıl pırıl bir su kaynar Bu su biraz ötede Düldül Özü'yle birleşir.


Kaynağın sağında kayanın içine doğru bir at izi vardır.Söylenceye göre bu iz ,Ali'nin atı Düldül 'ündür.ali Buralardan geçerken Düldül'ün ayağı kayaya batmış.,Ali "Çek ya mübarek" deyince ,ayağını çıkarmış ama dengesini yitirip arka üstü çökmüştür.Burası arka üstü düşen bir atın bıraktığı izi andırır.Bu yüzden kaya Düldül izi diye anılır.
Çamlık söylencesi
Yozgat'ta yaygın olan bir söylencede Çamlık Söylencesi'dir.Söylenceye göre Çamlık'a ilk fidanı Aslı'nın peşinden diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir.Yolu Yozgat yöresine düşen  Kerem,Aslı'sını sormuş. Bulamayınca da günümüzdeki Çamlık'ın yanına bir fidan dikmiş."Bu çamdan ne çamlar filizlenir,koruluk olur;bizi söyler,bizi fısıldar" deyip yollara düşmüştür.
O gün bu gündür Çamlık ,hafif bir yelde sevda türküleri söyler,içli ezgiler fısıldar.Günümüzde e Yozgatlıların çalıp söyleyip eğlendikleri ,dinlendikleri sevdalarını dile getirdikleri ezgilerini dillere döktükleri yerdir. 

Van Van Kalesine ilişkin söylence



Van
Van Kalesine ilişkin söylence
Urartuların eline geçen Van kalesi öyle muazzam yapılmıştır ki görenler kalenin insan eliyle yapıldığına inanılmaz.
Kale dev yapılı insanlar tarafından 80 metre yüksekliğe her biri en az 30 ton gelen düzgün taşlarla sıva ve harç kullanılmadan yapılmış inanışa göre duvar yapımında çalışanlar öyle güçlülerdi ki elleriyle bastırarak taşları hamur haline getirip birbirine yapıştırmışlardır.
Meher de bu dev yapılı insanlardan biridir.Atıyla birlikte Meher Kapı denilen yerde Urartu kaya yazıtının ardında günümüzde de yaşadığına  ve kıyamet günü gelince yeniden ortaya çıkılacağına dair efsaneler vardır.
Meher Kapı değişik inançlara göre kutsal sayılır.Hıristiyanlar bu kapının Paskalya'nın yedinci günü  ya da St. Jean Bayramı'nda açıldığına inanılır.İslam inançlarına göre ise burası bir hazine kapısıdır ve her cuma gecesi açılır,fakat giren mutlaka  bir kötülükle karşılaşır.
Bir başka inanışa göre Hz. Ali bu kapı görünümlü yerin ardında yaşamaktadır.Kapı önündeki su birikintisi atının sidiğidir.



Akdamar Adasına İlişkin söylence
Çok güzel bir yer olan Akdamar Ada'sına keşişlerin haricinde gitmek yasaktır.Başkeşiş dediğim dedik diyen çok katı tutumlu bir insandır.Tamara adında çok güzel bir kızı vardır ve diğer kızları kıskandırıp onların kendisine diş bilemesine sebep olur.
Adanın karşısında Gevaş yakınında yalnız yaşayan gölden avladığı balıklarla geçimini temin eden bunun dışında ağaçların gölgesinde dinlenip çok iyi yüzen bir delikanlı yaşamaktadır.Bir gün adaya doğru yüzer dayanamaz karaya çıkar gizlice etrafı seyrederken çiçekler arasında başında tacı ile şarkılar mırıldanan Tamarayı görür kız da onu görünce kaçmaya başlar fakat önüne çıkar ikisi de birbirini etkilemiştir.Akşama değin söyleşirler.Tekrar buluşmak üzere ayrılırlar.Kızın babası çok katı olunca geceleri buluşmaya karar verirler.Geceleri karanlık olunca kız kayalıklar arasında bir mum yakar gençte o muma doğru yüz yüze gelirler.
Bir süre sonra öbür keşişlerden birinin kızı durumu görür ve olanları baş keşişe anlatır.Keşiş çok öfkelenir,kızına bir şey söylemez.Ertesi gün göl fırtınalıdır kız kayalara gitmez keşiş bir mumla kıyıya gelir.Delikanlı ışığı görünce meraklanır suya atlayıp kıyıya yaklaşmaya çalışır ama keşiş sürekli mumun yerini değiştirdiğinden artık çok yorulmuştur.Dalgalara yenik düşer."Ah Tamara Ah Tamara" diye haykırarak ölür.Sesi duyan Tamara kıyıya koşar olanları görür o da kendini göle atar.İki aşık gölde buluşur gölün adı da Akdamar olur.
Günümüzde hala iki aşığın gölde yaşayıp oynaştığına inanılır.
Şeyh Abdurrahman Söylencesi
İran Şahı Abbas ,Van Kalesi'ni almak için kentin kuzeyindeki ki "Şahbağı" (Beyüzümü Köyü) denilen yerde konaklar.Kale çok yüksek ve sağlam olduğu için bir türlü alamaz.Aradan yedi yıl geçer.Oraları tanıyan biri Şaha:"Kalede Abdurrahman Gazi diye ermiş biri vardır.O orada oldukça burayı almamız imkansızdır."der.Bunun üzerine Şah Abbas,ermişi denemek için bir kuzu bir de köpek kızarttırıp armağan olarak gönderir.Elçiler armağanı sunduklarında ,ermiş şöyle bir bakar,köpeği göstererek:"Bunu Şahınıza götürün." der Elçiler geri götürürlerse şahın kendilerini öldüreceğini söyler.Bunun üzerine Şeyh elini köpeğe doğru uzatarak "hoşt" diye seslenir.Köpek canlanıp koşmaya başlar.
Elçiler dönüp durumu Şaha anlatırlar.Şahta kuşatmayı kaldırıp ülkesine döner.
Çomar Bölükbaşı söylencesi
Çomar Bölükbaşı sınır boylarında yıllarca bulunmuş yiğitlikleriyle kahramanlıklarıyla tanınmış bir kahramandır.Yıllar sonra Van'a gelip Van Beylerbeyi Mehmet Emin Paşa 'nın kale komutanı olur.Mehmet Emin Paşa bir ara celali olmuş iddiasıyla tutuklanmış,sonra suçsuz bulunarak bırakılmıştır.Ama kale komutanı asi ilan edilmiştir.Çomar Bölükbaşı bir avuç askeriyle Van kalesinde kıstırılır.Emir gereği sağ olarak ele geçirilecektir.Durumun kötüye gittiğini gören Çomar Bölükbaşı  arkadaşlarıyla birlikte kaleden sarkıttığı bir ip merdivenle kaçar ardlarına düşen 600 kişilik ordu Van Gölü'nün güney kıyısında ki Kuskunkıran Deresi'nde bunları sıkıştırır.Kanlı bir savaş olur Çomar Bölükbaşı  Orduyu dağıtacakken yardım gelir.Çomar Bölükbaşı 'nın kurtulma ümidi kalmamıştır.Bir yanı yüksek kayalar bir yanı uçurumdur.Atından inip onu öper yelesini okşar herkes teslim olacağını düşünürken o atını uçuruma sürer.Öldüğü sanılırken bir de bakarlar ki Çomar Bölükbaşı yüzerek gölden karşıya geçmektedir.Kimileri yakalanmasını kimileri ise Tanrı'nın yardım ettiği bu kahramanın bağışlanmasını ister ama yakalanmasını isteyenler ağır basar.Ordu dolaşıp önünü keser.Çomar Bölükbaşı güçlükle bataklıktan kıyıya çıkar.Yeniden orduyla savaşa tutuşur.Sonunda alnından vurulur başını kesip Van Paşa'sına götürürler.Paşa: "Yazık etmişsiniz böyle bir yiğit vurulur mu,başı kesilir mi? götürün bedeniyle birlikte şehit olduğu yere gömün" diye adamlarını azarlar. 

Uşak Avşar Beyi Söylencesi

Uşak


Avşar Beyi Söylencesi
Avşar Beylerinden biri ava çıkmıştır.Av peşinde koşarken Bizans sınırına girmiştir.Tutsak olarak Tekfurun huzuruna çıkarılır.Tekfur:"buralarda ne arıyorsun?" diye sorar.Avşar Beyi:,"Hiç, canım sıkılmıştı şöyle bir çıkıp gezeyim bir kale fethedeyim dedim" der.Tekfur güler,"Kaleyi tek başına mı alacaksın" der.Avşar Beyi de gülümser " Hayır dağın öbür yamacında silahlı 10.000 askerim var.birkaç saat içinde dönmezsem buraya üşüşüp taş üstünde taş koymayacaklar,çok kan dökülecektir." der.
Tekfur korkar onbin atlıyla başedecek askeri yoktur.Bir çare aramaya koyulur."Aramızda bir antlaşma yapalım ben size yılda bin altın beşyüz koyun bir o kadar da deve at versem,bu savaştan vaz geçer misiniz?"Afşar Beyi şöyle bir düşünür:"Kan dökülmesini istemeyen bir insansınız.Hatırınız için önerinizi kabul ediyorum.Hemen hazırlayın ben döndükten sonra da yollayın,sakın ola ki yola asker çıkarmayın,atlılarım üzerime asker saldırdığınızı düşünüp kaleye saldırabilirler...isteklerimi de tam zamanında gönderin."der.
Bizans tekfuru böyle bir belayı savuşturduğu için memnundur.Tek başına bir kaleyi aldığı için namı artan Afşar Beyi zamanla bölgeye tamamıyla hakim olur.
Ali ile Kezban söylencesi
Yörede yaşayan zengin bir alenin Kezban adında çok güzel bir kızı vardır.Dağ eteğinde sürüsünü otlatan çoban bir gün kızı görür ve sevdalanır.Kezban da ona tutulmuştur.Ali yıllarca sırrını saklar ama bir gün gelir artık dayanamaz ve anasını kızı istemeye gönderir ana yüreği dayanamaz ve varır kız kapısına kızı ailesinden ister.Bey kızar:"Oluna söyle yüksek dağların başı dumanlı olur.Baş döndürür.Başını yükseklerde gezdireceğine,dağın eteğinde sürüsünü otlatsın kendi dengini bulsun "der.
Bu sözler Hem Ali yi hem de Kezban'ı derinden yaralar iki aşık kaçmaya karar verirler.Gece yarısı bir pınar başında  buluşurlar.ama pusu kuran beyin adamları ikisini de öldürürler.Olay tüm çevreyi etkiler.Her ikisinin de ardından türküler yakılır.


Evren Dede söylencesi
Bir zamanlar Banaz ilçesinin günümüzde Evren Dede koruluğu denilen yerde türküler çalıp söyleyen bir Türkmen koca yaşamaktadır.Ezgiler öylesine yankılanır ki duyan sese doğru koşar ve Evren Dede susmadıkça yanından ayrılamazmış.
Bir gün gelir artık koruluktan ses gelmez olur koruluğa gidenler Evren Dede den hiçbir iz bulamazlar.Ama sazından gelen nağmeler koruluğa sinmiştir.Yel estikçe sesler dökülür.çamların uğultusuna karışıp
Uşaklılar a Evren Dede'nin ezgilerini dinletir.
Günümüzde de yel estiğinde  yörede aynı namelerin geldiği ne inanılır.